İngilizce konuşulan orjininal vahyi dinleyin:

İndirin (indirmek için sağa tıklayın)

Marshall Vian Summers’a
28 Haziran 2011’de
Boulder, Colorado’da
Vahiy edildiği şekilde

Bu kayıt hakkında

Bu ses kaydında duyduğunuz Melekler Meclisinin Marshall Vian Summers vasıtasıyla konuşmasıdır.

Burada, kelimelerin ötesinde var olan, Tanrı’nın orjinal iletişimi, dünyayı gözeten Melekler Meclisi tarafından insan diline ve anlayışına çevrilmiştir. Melekler Meclisi daha sonra Tanrı’nın mesajını Elçi aracılığıyla iletir.

Bu harikulade süreçte Vahyin Sesi tekrar konuşuyor. Kelime ve Ses dünyada. Tarihte ilk kez sizin ve dünyanın tecrübe edebilmesi için sözlü vahyin özgün kayıtları mevcut.

Vahiy armağanını alanlardan olasınız ve O’nun benzersiz Mesajı’nı kendinize ve hayatınıza kabul edecek kadar açık olasınız.

Okuyucuya not:
Bu çeviri, orijinal İngilizce metni çevirmek için gönüllü olan Yeni Mesaj öğrencileri tarafından Derneğe sağlanmıştır. Bu çeviriyi, insanların bu yeni formda kendi dillerinde bir araya getirme şansı bulabilmeleri için bu ilk haliyle dünyaya sunuyoruz.

Dünya gündelik işleriyle uğraşırken elçi bildirmek zorunda. Tanrı’nın Yeni Vahyini bildirmek zorunda çünkü Vahiy, birçok insanın hayatı ve geleceğinin anahtarını elinde tutuyor.

Onların çağrısını, başka bir öğreti veya başka bir gerçeklikle başlatılamayacak daha yüce çağrısını başlatacak.

O dünyayı yaklaşmakta olan büyük değişime, Büyük Değişim Dalgalarına, insanların bugün beklediğinden çok daha büyük çevresel, ekonomik ve siyasi değişime hazırlamak için burada.

Yeni Vahyi bekleyen birçok insan var çünkü onlar bu Başlangıcı geçmişin dinlerinde, dünyanın geleneklerinde bulamadılar. Daha derin bağlantıyı sevgi aracılığıyla, iş aracılığıyla, başka bir faaliyet aracılığıyla bulamadılar. Çok uzun zamandır bekliyorlar. Vahyi çok uzun zamandır bekliyorlar.

Onlar için bu sadece bir öğreti veya olay değil. Onlar için o sadece spekülasyon yapılacak veya uğraşılacak veya inkâr ve reddedilecek bir şey değil. Onlar için Bildiri acayip veya beklenmedik bir şey değil. O kusursuz.

Bu onların Başlangıcı. Onların çağrısını içeriyor, zihinlerinin Kadim Koridorlarında, çok az tanıdıkları ama varlıklarının ve dünyadaki mevcudiyetlerinin merkezi olan bir parçalarına konuşarak.

Onlar için bu en yüce an, onun tam anlamını veya gelecekte ne gerektireceğini anlayamasalar bile. Onlar için bu onların bekledikleri şey.

Onlar dünyaya büyük bir geçiş zamanında olmaları için gönderildiler. Onlar dünyaya yeni bir gelecek inşa etmenin parçası olmaları için gönderildiler. Onların bağlantıları geçmişten çok geleceğe. Onlar geleceğin çocukları.

Daha önce olanlar, daha önce ortaya çıkarılanlar onlar açısından ilham verici veya faydalı olabilir ama insanların Başlangıcını ellerinde tutmuyor. Daha büyük çağrılarını elinde tutmuyor. Bunlar onların çok uzun zamandır aradıklarını, beklediklerini içermiyor. Bu onların kaderi, görüyorsunuz.

Siz dünyaya gelmeden önce yerine konulmuş olanı değiştiremezsiniz. Günün ve yılın olayları çevrenizi değiştirse, fırsatlarınızı başkalaştırsa bile kaderiniz yine de aynıdır.

Bununla savaşabilirsiniz. Bununla çatışabilirsiniz. Onu büyük projelerle, büyük romantizmlerle, büyük uğraşılarla veya çeşitli avuntular ve hayallerle değiştirmeye çalışabilirsiniz ama siz gelmeden önce içinize konulmuş olanı değiştiremezsiniz.

Onun nasıl olacağı, olup olmayacağı, nerede olacağı belki değiştirilebilir ve dünyanın değişen koşullarıyla ve insanlarla, onların koşulları ve çevresiyle olan bağlılıkları tarafından değiştiriliyor da.

Eğer kaderiniz Yeni Vahyi almaksa o zaman çağrınızı başka bir yerde bulamazsınız. İstediğiniz kadar deneyin. Direnin. Onu inkâr edin. Ayrı durun. Onda hata bulmaya çalışın. Onu küçümsemeye çalışın. Uzakta tutmaya çalışın. Ama onun kaderinizi kapsadığı gerçeğini değiştiremezsiniz.

Zihniniz spekülasyon yapabilir. Zihniniz sorgulayacak. Zihniniz onun saçma olduğunu düşünecek; olanaksız olduğunu düşünecek. Ama kalbiniz bilecek. Ruhunuz faaliyete geçecek.

Bu, siz dünyaya gelmeden önce sizinle konuşan, sizi bu zor ve çetin ortama hazırlayan Ses gibi. O Ses gibi, bizim Sesimiz gibi, bağlantıyı canlandıracak, asıl odağı ve hayatın anlamını yerine getirecek Ses.

Ama Başlangıç anında anlayamayacaksınız. Çok kafa karıştırıcı olacak. Amaçlarınızdan, fikirlerinizden ve kendinizle, bu dünyada ne yaptığınızla ilgili düşüncelerinizden çok farklı.

Ve aniden, sanki yıldırım çarpmış gibi karanlıkta bir anlığına her şey aydınlanır. Ve hayatın gerçeğini, daha büyük amaç ve çağrınızdan gerçekten ne kadar uzakta, sanki okyanusta dünyanın rüzgârları ve dalgalarıyla taşınan bir sal gibi sürüklenmekte olduğunuzu görürsünüz.

Ama Tanrı sizi denizlerin uçsuz bucaksızlığında sürüklenirken buldu, sizi buldu. Okyanusun yüzeyinde küçük bir benek gibiyken bulundunuz. Vahiy tarafından bulundunuz.

Koşullarınız veya ruh haliniz ne olursa olsun Çağrı sizinle konuşacak çünkü o sizin kaderinizi temsil ediyor. O başka birinin kaderi değil. Onlar hakkında endişe duymanız gerekmiyor. O sizin kaderiniz.

“Peki ya diğerleri? Ya eşim? Ya çocuklarım? Ya en yakın arkadaşım?” diyebilirsiniz.

Ama Tanrı, okyanusun üzerindeki o beneği buldu ve o benek sizsiniz.

Bu Başlangıç gizemlidir. Onu zekâyla kavrayamazsınız. Onun ne anlama geldiğini veya sizi ne yapmaya sevk edeceğini kontrol edemezsiniz. O kontrolünüzün ötesinde çünkü Tanrı kontrolünüzün ötesindedir.

Büyük fikirleriniz, katı inançlarınız, bunların hepsi Mevcudiyetin karşısında sığ ve zayıf kalır. İddialarınız boştur. Geri çevirişiniz gerçek duygudan yoksundur. İnkârınız samimi değildir. Reddedişiniz iknadan yoksundur. Çünkü o sizin Başlangıcınız.

Ve Başlangıç biraz mücadelenin ardından bir kere kabul edildiğinde hazırlık yolculuğu önünüzde uzanır. Bilmeye Giden Adımlar önünüzde uzanır. Gerçek hayatınızın size iadesi, sizden gereken her şey ve mevcut durumda sahip olduğunuz koşullar ve zorunluluklar karşınızda adım adım yer alır.

Amacınıza olduğunuz yerden ulaşamazsınız çünkü sürükleniyorsunuz ve güvenli limanınızı henüz bulmuş değilsiniz. Hayatınızın olması gereken yer henüz ufukta görünmüyor.

O halde bu Vahiy tarafından çarpılmak için harika bir zaman. Anlık görünecek ama aniden her şey farklı gelmeye başlayacak. Normal deneyimlerinizle karşı karşıya duran bir deneyim yaşadınız ve bu sizin yanınızda taşıyacağınız bir zıtlık yaratmaya başlayacak. Çünkü kendi başınıza yapabileceğiniz hiçbir şey bununla rekabet edemez. O daha önce sahip olmaya çalıştığınız tüm deneyimlerden daha büyüktür. Kendinize koyduğunuz tüm hedeflerden daha büyüktür.

Korkuyor, kendinizi ezilmiş, kafası karışmış hissediyorsunuz ama sorun yok. Bu doğal. Hayatınızın aniden değişmesi elbette kafa karışıklığı yaratacak, yöneliminizi bozacaktır. Mevcut saplantı ve uğraşlarınız açısından elbette hayal kırıklığı yaratacaktır.

Tanrı bir kere Tanrı’nın işaretini üzerinize yerleştirdiğinde, artık onu hayatınızdan silmeniz, üzerini örtmeniz veya onu yok etmeniz veya gücünün azalması için onu kendinize açıklamanız, rasyonelleştirmeniz mümkün değildir. Sizin için gelen Vahiyle mi çatışacaksınız?

Yeni Vahiyle karşılaşmanız veya onu duymuş olmanız bile kazara değildir. Cennetin sizi destekleyen tüm güçleri sizi bu fark ediş noktasına getirmeye ve bu süreçte hayatınızı mahvetmenizi engellemeye, zaten vermiş olduğunuz zararı ve yarattığınız atıkları sınırlandırmaya çalışıyor ki yanıt verebilir olun.

Başlangıç size kendinizi çaresiz ve kafası karışmış, son derece tereddütlü hissettirebilir. Bunun büyük bir talihsizlik olduğunu bile düşünebilirsiniz. Ama Cennetin konumu ve perspektifinden bakıldığında siz kutsanmış azınlık arasındasınız, en büyük fırsat verilmiş kişilerdensiniz. Bu sizin hayatınızı ve koşullarınızı değiştirecekse ne olmuş? Bu sizin kim olduğunuz ve neden buraya gönderilmiş olduğunuzla karşılaştırıldığında nedir ki?

Sizin için önemli, evet, şu anda ve belki sizinle ilişkisi olanlar açısından anlamlı. Ama size daha büyük bir fırsat verildi, hatta bir fırsattan da fazlası, bir çağrı.

Bu Başlangıç gerçekleştiğinde yolculuğunuz değişecek, belki başlangıçta belli belirsiz ama bir şey hayatınızın yönünü değiştirmiş olacak. Bir daha asla aynı olmayacaksınız. Hayatınızı bu olanı inkâr ve reddetmekle geçirseniz bile asla aynı olmayacaksınız.

Sadece basit zevklerle asla mutlu olmayacaksınız. Önceki hedefleriniz ve uğraşılarınızla, hobileriniz veya ilgi alanlarınızla asla tatmin olmayacaksınız. Bir şeyler değişecek.

Cennetin bakış açısından bu büyük bir lütuf. En sonunda hayatınız bir kurtuluş olasılığına kavuştu. Ama size şimdi bu çok farklı görünüyor olabilir.

Eğer bu sizin Başlangıcınızsa o zaman Vahiyden ayrılmayın, böylece onun Varlığınızın merkezinde olup olmadığını anlayacaksınız. Bu kendinizle yapacağınız bir entelektüel konuşma değil. Mantıksal bir süreç değil. İnsan mantığı sadece belirsiz ve tahmin edilemez bir dünyayla baş etme mekanizmasıdır. Belli koşullarda uygun, belli koşullarda ümitsizdir.

Elçiyi tanımanız önemli çünkü Başlangıç o bu dünyadayken gerçekleşirse daha büyük ve daha önemli bir fırsatınız olur. Buradayken onu kaçırmak sizin için büyük bir talihsizlik olur.

Vahiy sadece birkaç yüzyılda bir, bazen bin yılda sadece bir kere gelir ve siz bu sefer buradasınız. Cennetin bakış açısından bu büyük bir lütuf, büyük bir fırsat.

Ama elçiyi kim tanıyabilir? Çok sıradan görünüyor. Şaşkınlık uyandıracak bir görüntüsü yok. Dünyada büyük bir konuma sahip değil. Kitleler arasında kaybolacak. Onların arasında yürüyecek. Kimse onu fark etmeyecek, belki Vahiy tarafından çarpılmış birkaç kişi dışında.

Elçi, onunla karşılaşan kişilere dünyadaki gerçek amacını ve işini göstermeyebilir, kim olduğunuza bağlı olarak. Biri nasıl olur da bunu göremez? Dünyada bu kadar büyük bir göreve sahip biri onun yanında duranlar tarafından nasıl fark edilmez?

Bu dünyanın ikilemidir. Herkesin görmek için gözleri, duymak için kulakları var ama başka bir yöne bakıyorlar, zihinlerinde var olanı ve gerçekte var olmayan ama zihinlerinde var olanı onaylayan şeyleri dinliyorlar.

Yani bakıyor ama görmüyorlar. Dinliyor ama duymuyorlar. Elçinin yanında duruyorlar ama şu anda dünyadaki en önemli insanın yanında durduklarını fark etmiyorlar.

Elçi bunu asla kendisi adına söylemeyecek. Bunun için çok alçakgönüllü ve bu yüzden onun adına söylenmesi gerekiyor.

Bu tıpkı yüzlerce yıl öncesi gibi. Bir masada Muhammed’le çay içiyor olabilirdiniz ama onun kim olduğunu bilmiyordunuz. Herhangi birine benziyor. Kendisinden Mevcudiyet yayılmıyor. Etrafındaki herkesi varlığıyla büyüleyecek kadar muhteşem veya kadir biri gibi durmuyor. Sadece bir insan, geleneksel kıyafetler içinde, sadece bir insan. İşte burada. Onu görüyorum. Orada. Özel bir şey yok. İnsanlara kendisini dinletebilmek için bile çok uğraşması gerekti. Etrafındaki herkes o kadar kördü ki sadece pek azı görebiliyordu. Vahiy zamanında elçinin ikilemi ve yükü işte budur.

Başlangıç etkiyle başlar. Tatminsizlikle ve arayış içinde olduğunu, sahip oldukların, bulunduğun yer ve yaptıkların senin kim olduğunu ve buraya neden geldiğini temsil etmediği için onlarla yetinmiyor olduğunu fark etmekle başlar. Tatmin oldukların zannedenler olmaları gereken yerden ve yapmaları gereken şeyden çok aşağılarda olduklarını fark edecek kadar içlerinin derinliklerini henüz araştırmamış olanlardır.

Hedef mutluluk değil hazırlık, hazır olmak, iletişim, kavuşma ve nihayetinde dünyaya katkıda bulunmaktır, bireye neresi uygunsa. İşte bu yüzden mutluluk peşinde koşmak çok aldatıcıdır çünkü Vahiy sizi rahatsız edecektir. Sizi zorlayacaktır.

Siz dünyaya şu anda yapmadığınız ve size daha büyük bir şey verilmediği sürece, siz kalabalıkların dışına çağrılmadığınız sürece, yolculuğunuz Cennetin Gücü tarafından değiştirilmediği sürece yapma ihtimalinizin olmadığı bir şeyi yapmak üzere gelmişken Tanrı’nın gelip sizi avutacağını mı düşünüyorsunuz?

Sadece okyanusta bir benek olacaksınız, sizin için de başkaları için de bilinmeyen. Büyük bir konumunuz olsa da, servetiniz ve toplumda itibarınız olsa da hayatınızın boş doğası hüküm sürmeye devam edecek, siz daha yüce işinizi bulmadığınız ve onu elinizden gelen en iyi şekilde yapmadığınız sürece.

Bunu yapanlar ne diyor olurlarsa olsunlar başka kimsenin sahip olamadığı bir tatmin, bir değer ve güç duygusu tecrübe eder.

Tanrı’nın Yeni Vahyi insanın üzeri kültür, gelenek ve siyasi hilelerle kat kat örtülmüş spritüel durumunun doğasını açığa çıkaracak.

İki zihinle doğduğunuzu açığa çıkaracak; dünya tarafından koşullandırılmış dünyevi bir zihin ve içinizde halen Tanrı’yla bağlantılı daha derin bir zihin. Zihnin sınırları olduğunu ve bu sınırların ötesinde zihnin yüzeyinin altına girmeniz gerektiğini açığa çıkaracak.

Daha büyük işiniz ve kaderiniz olmadan kendinizi tatmin olmuş hissedemeyeceğinizi, peşine düşeceğiniz tüm hazların geçici olacağını ve ruhunuzun daha derin ihtiyaçlarını tatmin etmeyeceğini açığa çıkaracak.

İnsanın evrendeki tek başınalığının sona ereceği ve Büyük Değişim Dalgalarının dünyayı vuracağı bir değişim zamanında yaşadığınızı açığa çıkaracak; büyük bir kargaşa ve belirsizlik zamanında, Vahyin gerçekleşme zamanında.

İnsanlar elçiden birçok şey isteyebilir, icazet, mucize bekleyebilir, doğaüstü birine inanmayı umuyor olabilir, hayatlarının onun varlığı ve çalışmasıyla zenginleşmesini umuyor olabilir.

Onlar hayal kırıklığına uğrayacak, önceki elçilerin birçok insanı hayal kırıklığına uğratmış olması gibi. Bu yüzden elçiler inkâr edilir, reddedilir, onlardan kaçınılır ve bazı durumlarda da yok edilir çünkü insanlar istediklerini elde edemez. Sadece gerçekten ihtiyaçları olanı elde ederler.

İnsanların istediği ve Cennetin Takdiri birbirinden çok farklıdır. Ama gerçekte hayatta kalma ve dünyada istikrar ve güven için gereken basit şeyleri elde etmenin ötesinde hayattaki daha derin gerekliliklerinizin farkına vardığınızda göreceksiniz ki sizin istediğinizle Cennetin Takdiri gerçekten aynı şeydir. Ama bu fark ediş birey için sadece çok derin bir kendine karşı dürüstlük durumunda gerçekleşebilir.

Bunu şimdiye kadar bulmuş olmanız pek olası değil. Ama Bizim kelimelerimizi duyan sizler Başlangıcın gerçekleşeceği noktaya geldiniz. Kalbinizi dinlemelisiniz, yargılarınız ve fikirlerinizle değil, sanki böyle şeyleri belirleyebilirmiş gibi, Vahyin gerçek ve sizin için anlamlı olması için şart olduğunu zannettiğiniz tüm gerekliliklerle değil.

İnsanlar sefaletlerinde bile Yaratıcı ve Cennetin Takdiri ile temel ilişkilerine dair bağlantı koşullarını tesis edemeyeceklerini kabul etme alçakgönüllülüğüne sahip değiller.

Dinsel inançlarınız bunu gerçekten yapamaz çünkü o inanç âleminin dışında gerçekleşiyor. İnanç sizi Kadim Eve, kutsal durumunuza ulaştırmayacak çünkü inanç çok zayıf, çok geçicidir. Bu dünyadan ayrıldığınızda hiçbir inanca sahip olmayacaksınız. Hepsi bedenle yok olacak. Sadece orada olacaksınız, gerçekten olduğunuz şekilde.

Spritüel Aileniz sizi karşılayacak ve size belli şeyleri başarıp başaramadığınızı soracak ve o anda, inançlarınızın yükü ve körleştiren etkisi olmadan bu temel görevleri yerine getirip getirmemiş olduğunuz gün gibi apaçık ortaya çıkacak. Ve düşecek olursanız o lanetlenme değildir. Sadece işinizin henüz bitmediği anlamına gelir.

Siz Cennete geri dönme yolunu bulmak için buradasınız, görüyorsunuz ya. Ayrılmış dünyaya, ayrılmış evrene hizmet etmek zorundasınız. Katkıyla ve kendinizi geliştirerek geriye dönmeye çalışmak zorundasınız. Kadim Evinize sefil, kafası karışmış, kavgalı ve acılı biri olarak dönemezsiniz. Cennet size Cehennem gibi görünür eğer böyle olursa.

Tanrı bu dertleri yok etmez çünkü onları Tanrı yaratmadı. Onların yaratılmamış hale getirilmesi gerekiyor. Tanrı size Bilmenin gücünü, daha derin aklı ve daha büyük bir çağrıyı verdi, önceki yaşamınızı ve varoluşunuzu silmek ve onurunuzu, sizin olan ve hizmet edeceğiniz amacı size geri vermek için.

Hepsi Başlangıçla başlar. Eğer o doğru ve etkili olacaksa Başlangıçla başlar. Burada Tanrı bağlantının koşullarını belirler ve Eve doğru gerçek yolculuğunuzun başlangıcını tesis eder.

Kendi kendinizi gerçek durumunuza geri götüremezsiniz çünkü yolu bilmiyorsunuz. Bir başkasının verdiği reçeteyi kullanamazsınız çünkü Bilmeyle ve Mevcudiyetle bağlantı orada bir yerlerde gerçekleşmeli yoksa o entelektüel bir yatırım olur, ruhun bir yolculuğu değil.

Dünyanın zamanı dar. Kendinizi kusursuz bir hale getirmeye veya ikilemlerinizi çözmeye harcanacak onlarca ve yüzlerce yıl yok. Çağrı şimdi için. Saat geldi.

Yanıt verebilirseniz üzerinizde bir baskı olacak ama baskı yanıt verip hazırlanma zamanınızı kısaltacak. Ve bu büyük bir lütuf çünkü zaman yanıt veremeyenler için acı çekmek demek.

Armağan içinizde ama kapıyı açamazsınız. Anahtarınız yok. Daha derin doğanızı keşfedemezsiniz çünkü henüz bütün resme sahip değilsiniz. Henüz Kaynağınızla ilişki içinde değilsiniz çünkü Kaynakla ilişki daha derin doğanız. Ayrılık durumunda yaşarken, dünyanın okyanuslarında kayıpken onu nasıl bulabilirsiniz ki?

Bu, hayatınızın kurtarılabilir olması Cennetin armağanı. Ama yolun size gösterilmesine izin vermelisiniz.

Vahye yanıt vermelisiniz. Tanrı’nın önceki Vahiylerine yanıt vermediyseniz o zaman Yeni Vahyi bekliyorsunuz demektir.

Bir noktasında, bir çaresizlik anında veya gerçekleri gördüğünüz bir anda içinizde daha derin bir hareketlilik hissedeceksiniz. Ve henüz keşfetmediğiniz, ama sizi bekleyen, hayatınızın çağrılacağı anı bekleyen daha büyük bir amaç için gelmiş olduğunuzu fark edeceksiniz.